Teknolojinin Gelişimi ve Yeni Hegemonya Düzeni

MIT Press’ten yayınlanan The Second Machine Age kitabında, günümüzde teknolojinin akıl almaz bir hızla gelişmesini, aşağıya 1400’lü yıllardan başlayan halini koyduğum üstel büyüme eğrisiyle açıklayıp başlangıç noktasının (sol kısmın) ilk insana ve katlanarak artışın en çok yaşandığı sağ kısmın ise günümüze karşılık geldiğini ifade ediyor.

Bu grafik 1400 lü yıllarda başlamakla birlikte daha geriye de götürsek üssel eğrinin yapısı benzer çıkar. Burada kesintisiz bir eğriden bahsediyoruz ve günümüzde bile bizi korkutacak seviyeye varan teknolojik gelişim, yakın gelecekte daha da katlanarak artacak gibi görünüyor. 3 boyutlu yazıcılar, bulut bilişim, tamamen yazılım tabanlı bilişim altyapıları, gen teknolojisindeki yeni buluşlar, yapay zeka algoritmalarındaki çığır açan yeni yaklaşımlar gibi yenilikler bize “katlanarak artma” nın ne anlama geleceğinin sinyallerini veriyor zaten.

Tekniğe aşinalığımız yeni değil elbette ama tekniğin sosyal hayatı bu denli dönüştüren bir etkiye sahip olması alışık olmadığımız bir konu. Dönüşümün asıl etkilerini ise tabir yerindeyse teknolojinin içine doğan yeni nesillerde göreceğiz. Teknolojinin yeni nesillerin hayata bakışına ve eğitime etkisi uzun ele alınması gereken bir konu, onu diğer bir yazıya saklayıp devam edeyim…

Çin’de çalışansız fabrika yapılmasının üzerinden birkaç yıl geçti. Amazon kasiyersiz süpermarketini uzun süredir test ediyordu, geçtiğimiz aylarda bir tanesini açtı. Yine Amazon tarafından drone ile paket teslimatı çalışmaları son hızıyla sürüyor. Avukatsız avukat (yapay zekalı avukat robot), robot süpürge, insansız (veya çok az insanlı) tarım, hasılı aklımıza gelebilecek hemen her konuda insansız, yani “bizsiz” bir dünya inşa ediliyor. İnsanın parayı diğer insanlardan ve hatta kendisinden fazla sevmesinin eşi görülmemiş örneğini yaşıyor insanlık. 3 boyutlu yazıcılar henüz tehdit eder bir hüviyet kazanamadı ama o aşamaya gelirsek “üretim” namına bildiğimiz pek çok şeyin köklü bir değişime uğrayacağını tahmin etmek zor değil. “Değişim” deyince heyecanlanmayalım hemen, bu yeni değişim bizler için iyi bir değişim olmayacak. Böyle devam ederse dünya yaşaması çok daha zor bir yer haline gelecek. Bugün “nasıl olsa birileri gecesini gündüzüne katıp üretiyor” deyip kullandığımız teknoloji oyuncaklarını alacak para bulamayacağımız günler yakındır. Gelin, hep birlikte bakalım, haklı mıyım siz karar verin.

Bizi kötü etkileyecek en önemli konu “istihdam”. Bunu başka bir yazımda anlatmıştım ama kısaca bakarsak, hemen hemen her sektörde insansızlaşma yarışının olduğu bir dünyaya doğru gidiyoruz. İnsanın hizmet veren konumdan hizmet gören konuma geçiş yaptığı, üretimin makineler tarafından yapıldığı ve bu makinelerin belirli zümreler elinde toplandığı bir dünya hayal edelim. İnsan nüfusu sürekli artarken ve insanın çalışabileceği alanlar sürekli daralırken, istihdamda nasıl artış bekleyebiliriz? Teknolojinin istihdama etkisi uzun süredir tartışılıyordu ama yeni gelişmelerle birlikte bu tartışma artık anlamını yitirdi. Şimdi teknolojinin istihdama olacak olumsuz etkisini nasıl az zararla kapatırız, bunu tartışıyoruz. Etkin bir çözüm bulabilmiş değiliz, ki bu mümkün de görünmüyor. En çok konuşulan önerilerden biri olan küresel asgari ücret, ki ben buna “modern kölelik” demeyi tercih ediyorum, istihdama aktif katılamayan herkese asgari ücret verilmesini öneriyor. Bir insanın üretmeden yaşaması gibi bir zulüm olabilir mi? İnsan ürettikçe mutlu olan bir canlı. Genlerimizde bu kodlanmış vaziyette. Haydi diyelim teknolojinin göbeğinde oturan Amerika’da bu uygulandı, üretim imkanı tamamen sıfırlanmış olan bizim gibi ülkeler nerden para bulup halkına asgari ücret olarak verecek? İşte bu da “ulusların köleliği” olarak adlandırabileceğimiz durum. Neyse, İstihdam boyutunu burada noktalayıp yazımda asıl değinmek istediğim hegemonya boyutuna gelelim.

Yenilikçi bir fikirle ortaya çıkıp piyasada tutunmaya çalışan firmalara “startup” adı veriliyor. Eğer firmanın hayata geçirdiği yenilikçi ürün, yazılım veya web sitesi toplum tarafından kabul görürse, çok hızlı bir şekilde büyüyor. Ancak günümüzde bu tür girişimlerin serüveni obur teknoloji devlerine satılmakla son buluyor. Girişimin başarısını ne kadar para karşılığında satıldığıyla ölçüyoruz, ama madalyonun diğer yüzünde bu teknoloji devlerinin doymak bilmez açlıkları var. Facebook’un İnstagram’ı, Microsoft’un Linkedin’i satın almasının ardından şimdi de Amazon, 13.7 milyar dolar karşılığında Whole Foods adlı ABD’nin doğal ürün satan en yaygın marketler zincirini satın aldı. Halkın çoğunluğu teknoloji oyuncaklarının çeşitlenip gelişeceği için mutlu, ancak bazı zıt sesler de duyulmuyor değil. Konunun uzmanı bazı insanlar, tüm nitelikli teknoloji ve hizmetlerin belirli firmaların eline geçmesinden rahatsızlık duyuyor. En önde gelen rahatsızlık sebebi ise ABD’de rekabetin etkinliğinden sorumlu olan Federal Ticaret Komisyonunun (Federal Trade Commission, FTC) son zamanlarda küresel çaptaki bu firmalardan gelen her talebi olumlu değerlendiriyor olması. Google, Facebook, Amazon gibi firmaların elindeki gücü sadece ekonomik gelir getiren bir güç olarak görmememiz gerekir. Bugün Facebook’un elindeki istihbarat gücü ABD de dahil hiçbir ülkede yok. Bu istihbaratı bilerek ve isteyerek biz kendi elimizle veriyoruz. ABD’de firmaların yönlendirici gücü zaten bilinmekteydi ancak Trump’la birlikte bu iyice katmerlendi. Artık firmaların zararına olacak hiçbir konunun masaya yatırılmasını beklemiyorum. Toplum için ne kadar önemli ve öncelikli olursa olsun bu böyle. ABD, elindeki en önemli güç olan teknoloji gücüne kilitlenmiş durumda.

Çok değil, on yıl daha geçsin, küresel firmaların gücü daha da artacak ve önü alınamaz boyuta gelecek. O zaman devir ülkelerin değil, firmaların devri olacak. Bugün bu bahsettiğim firmaların bir tanesinin yıllık geliri çoğu ülkenin toplam yıllık gelirinden daha fazla. Günümüzde para ve bilgi güçtür, diyoruz. Bu ikisi de bu firmalarda fazlasıyla var artık. Bu gücü nasıl, hangi amaca hizmet ederek kullandıkları ise kapalı kapılar arasında çalışan algoritmalarında saklı. Son dönemde Yelp adlı bilinen çevrimiçi rehber, Google’ın algoritmasında hassas ayarlar yaparak Google Maps sonuçlarını Yelp sonuçlarından üstte gösterdiğini isparlar nitelikte bilgiler topladı ve bunları kullanarak Google’a dava açtı. Yakın zamanda Google’ın Pentagon ile yakın işbirliği içinde çalışarak Pentagon’un istemediği hiçbir sonuca ulaşılamamasını garanti edeceğinin de duyumunu aldım. Bizim için bilgiye açılan kapı internet, internetin de kapısı Google. Tehlikenin büyüklüğünü anlatmaya tek başına bu yetmez mi? Günümüzde bir internet sitesi Google’a reklam vermeden üst sıralarda çıkamıyor. Reklam vererek bir ayda kazandığı müşteri için normal şartlarda bir yıldan fazla beklemesi gerekiyor. Amazon rakiplerini gün geçtikçe azaltıyor ve Amazon üzerinden ürün satabilmenin şartları oldukça ağır. Her ürüne ciddi miktarda komisyon ödediğiniz gibi Amazon tarafından çizilen kurallara da uygun hareket etmeniz gerekiyor. İnternet üzerinden web sitesi teması satışı yapılabilen themeforest.net, gelirin %70’ini kendisi alıyor. Tema hazırlayıp satan firmalar uzun süre sonra “sadık” firma kategorisine alınarak gelirin %50’sini almaya hak kazanabiliyor. Bilirsiniz, sadıklık köpeklerde idealini bulmuş bir kavramdır. Ticaret her yönüyle bu küresel firmaların tekeline girmiş durumda ve biz gözümüzü onlara dikmiş, onların önümüze koyduğu kuralları inceleyip kendimizi uydurmakla meşgulüz. Mesele şimdiden içler acısı ama bunları mevcut durumu anlatmak için yazmıyorum. Bu firmalar şu an kritik bir eşikte. Çok değil, 5-10 yıl sonra önlerinde duracak hiçbir yasal güç kalmayacak. Kalmış gibi görünse de bu yasal güçler bu firmaların iyice oyuncağı haline gelecek. İşte o zaman yanı başınızdaki adama sırf tüketmeyi daha fazla seviyor diye kendini yükleten uygulama, size yükletmeyecek. Size hizmet sunmanın rasyonel olmadığını düşünecek. Daha da kötüsü fakirlere sunulacak hizmetlerin çeşidi ve sayısı oldukça az olacak. Zengin-fakir arasında giderek arttığını düşündüğümüz uçurum asıl o zaman tavan yapacak. Kimse de bu firmalara hesap soracak gücü kendinde ve ülkesinde bulamayacak.

Yukarıda tahminlediğim durum yeni değil, sanayi devrimi sonrasında yaşanan sürecin bir benzeri aslında. Devrim niteliğinde gelişmelerin süreci hızlı yaşandığından, herkes aynı hızda ilerlemez ve dolayısıyla aynı faydayı elde etmez. Toplumun bir kesimi bu devrimlerden olağanüstü güç devşirirken diğer bir kesim devrimin sömürdüğü itici güç haline gelir. Sanayi devrimi sonrasında büyük halk yığınlarının fabrikalarda acımasız şartlarda çalıştırıldığına şahit olduk. Bu yeni devrimde acımasız şartlarda çalışabileceğimiz ve eve ekmek götürebileceğimiz bir fabrikamız dahi olmayacak. Sisteme uyum sağlayanlara sistem kendi devamı için sınırlı şartlarda hayata tutunma hakkı verecek, ancak diğerlerinin durumu içler acısı olacak diye tahmin ediyorum.

Çok mu karamsarım? ABD’de yaşadığım dönemde fıtratı bozulmamış insanlarla karşılaştım, ancak yukarıda bahsettiğim vahşi senaryonun baş rolünde hiç düşünmeden oynayabilecek çok insan da tanıdım. İşin kötüsü, ikinci kategoriye giren insanlar toplum tarafından daha çok saygı duyuluyor ve el üstünde tutuluyorlar. Bu yüzden karamsar olmadığımı, daha ziyade gerçekçi olduğumu düşünüyorum. Gelecekle ilgili öngörüde bulunmak kolay bir meziyet değil, yanıldığım noktalar da olmuş olabilir. Emin olduğum tek bir şey varsa o da bu şartlar altında geleceğin bize iyi gelmeyeceği.

Yorum Yapın