Yapay Zekada Büyük Resmi Görmek

Kasım 2016’da Harvard Business Review’da (HBR) genelde yapay zeka, özelde ise yapay zekanın bir kolu olan makine öğrenmesinin ekonomik dinamiklerinin açıklandığı bir makale yayınlandı. Makale gerçekten okunmaya değerdi. Teknoloji gelişim sürecinde geçirmiş olduğumuz evrelerden de örneklerle makine öğrenmesinin temelde neye dayandığı ve hangi sektörleri etkileyeceğinin basit ve etkili şekilde açıklandığı makalede istihdama da vurgu vardı. Malum, yapay zekanın gelişmesiyle birlikte teknoloji ve istihdam dengesi bambaşka bir boyut kazandı. Bugüne kadar kısmen şüpheyle bakılmakla birlikte genel olarak teknolojinin yeni istihdam alanları oluşturduğu yaygın bir kanıydı. Bugün ise yapay zekanın hangi sektörleri kısa, hangilerini uzun vadede ortadan kaldıracağını konuşuyoruz. Bu, teknolojiyi takip eden hemen herkesçe bilinen bir husus. Yukarıda bahsettiğim makaleden hareketle konuyu anlatmaya çalışacağım.

Bilindiği gibi her türlü üretim girdi ve çıktılardan oluşur. Yeni geliştirilen bir teknolojiyi analiz ederken “bu teknolojiyle birlikte hangi girdiler daha ucuz elde edilebilir hale geldi?” sorusunu sorarsak, teknolojinin üretim ve tüketime etkilerini basit ekonomik kurallarla açıklama şansımız oluyor. Örneğin, bilgisayar işlemcilerinin temel bileşeni olan yarı iletken devrelerin ortaya çıkmasıyla birlikte, pek çok konuda ihtiyaç duyulan hesaplama (işlem) girdisi çok daha ucuz ve hızlı yapılabilir hale geldi. Bunun çok temel bir sonucu oldu: daha önce hesaplama imkanımız olmadığını düşündüğümüz veya hesaplamanın maliyet etkin olmadığı işlerde, bilgisayar destekli hesaplama yapmaya başladık. Hesaplama hemen her üretim sürecinde temel bir girdi olduğundan, bilgisayarların hayatımıza girmesi istisnasız bütün sektörlerde köklü bir değişime sebep oldu. Burada ekonominin temel bir yaklaşımını hatırlamakta fayda var; bir girdinin maliyeti düştüğünde bu girdinin tamamlayıcısı olan ürünlere olan talep artar. Tamamlayıcıların alternatifi (substitute) olan ürünlere olan talep ise azalır. Bilgisayar örneğinde bunun karşılığı şu oldu: Hesaplamayı girdi olarak alan ürünler daha fazla talep görür hale geldi. Bahsettiğim yazıda buna ilişkin verilen somut bir örnek dijital fotoğraf makineleri. Bu makinelerin kullanımıyla birlikte analog makineler neredeyse tamamen ortadan kalktı.

Bilgisayar teknolojisinde girdi-çıktı bazında getirilen yaklaşımı diğer teknoloji alanlarına da uygulayabiliriz. Yapay zekanın en gözde konularından olan makine öğrenmesi, insanın karar alma süreçlerinde sıklıkla kullandığı tahminlemenin makinelerce yapılabilmesini sağlayan bilim dalı olarak nitelendirilebilir. Bir başka deyişle, insanın karar alma süreçlerinin girdisi olan “tahminleme” işleminin makinelerce daha hızlı ve etkin yapılabilmesi söz konusu. Tahminlemenin ucuz yapılabilmesi – bilgisayar örneğine benzer şekilde – hem daha önce tahminleme yapılmayan konularda tahminleme yapılmasını sağlıyor, hem de tahminlemeye dayalı ürün ve hizmetlere olan talebi artırıyor. Makine tahminlemesinin alternatifi olan ürün ve hizmetlerde de talep azalması olması doğal. Bu konunun bilgisayar örneğinden en temel farkı ve bizi çok ilgilendiren tarafı ise makine öğrenmesinin insanı ikame etmeye doğru gidiyor olması. Tahminleme, karar alma süreçlerimizin bir adımı ve bu adımı izleyen “karar verme”, tahminlemenin tamamlayıcısı. Daha fazla tahminleme yapacaksak, daha fazla da karar vermemiz gerekir doğal olarak, aksi taktirde tahminleme yapmamızın bir anlamı olmaz. Daha fazla karar alma, daha fazla insan gücü demek. Eğer bu varsayım doğruysa en azından bir süre daha makine öğrenmesinin karar alma sürecinde insan istihdamını artıracağı söylenebilir.

Günümüzde bilgisayarlar verileri toplayıp tahminlemeleri de yaparak hata payıyla birlikte kararı bizim vermemizi bekliyor. Ancak geçtiğimiz 3-4 yılı şöyle bir düşündüğümüzde karar alma konusunda da makinelerin daha etkin olmaya başladığını gözlemleyebiliriz. Basit ameliyatları başarıyla yapan, bir fabrikayı hiç insan müdahalesi olmaksızın yönetebilen, sürücü müdahalesi olmadan bir aracı günlük trafikte kullanabilen seviyede yapay zekaya hali hazırda sahibiz. İlk etapta makinelere kaptıracağımız iş kolları ise karmaşık karar alma süreci barındırmayan işler. Buna örnek olarak fabrika süreçlerini verebiliriz. Görev tanımı basit hareketleri içeren fabrika işçilerinin makinelerle değiştirilmesi nispeten daha kolaydı, nitekim değiştirildi. Günümüzde makineler basit kararları insan müdahalesi gerekmeksizin alabiliyor. Hatta her yeni gün daha karmaşık kararlar alabilen yapay zeka ürünleri ortaya çıkıyor. Dünya devi firmaların ve batılı ülkelerin bu alanda çok yüksek ar-ge yatırım payı ayırması ise süreci daha da hızlandırmakta.

Pek çoğumuz makineler sebebiyle işimizi kaybetme tehlikesiyle henüz karşı karşıya kalmadık. Bu nedenle şimdilik rahatız. Ancak tehlike büyük. Çünkü bazı kritik teknolojiler şu an geliştirilme aşamasında ve geliştirildiğinde çok yaygın bazı sektörleri ciddi şekilde örseleyecek. Örneğin 3 boyutlu yazıcılar henüz tüm materyallerle çalışabilecek şekilde yaygın olarak üretilmiyor. Bu gerçekleştiğinde ve evlere girecek kadar ucuzladığında, üretim sektörü temelden değişecektir. Benzer şekilde drone (sürücüsüz maket uçak diyebiliriz) ile ürün teslimi üzerinde çalışılıyor ve başarılı örneklerinin yaygınlaşması nakliyat sektörünü büyük ölçüde bitirebilir. ABD’de ilk yapay zeka ürünü avukatın geliştirilmiş ve firmalar tarafından sipariş edilmiş olması ise konunun bambaşka bir boyutu. Şu genel yargıya varmak belki de mümkündür: Hangi iş kollarının diğerlerinden daha önce yapay zekanın bir konusu olacağı, iş koluna olan ihtiyaca yönelik pazar payının büyüklüğü ve bir iş kolunda çalışanların karar alma süreçlerinin karmaşıklık derecesiyle doğru orantılıdır.

Bugüne kadar teknoloji yeni iş kolları oluşturuyor diye avunduk. Ancak ortaya çıkan yeni iş kollarının kaybolanlardan çok daha nitelikli işgücüne ihtiyaç duyması sebebiyle hem talep, hem arz fazlasına sahip olan garip bir işgücü piyasasıyla başbaşa kaldık. Yapay zeka ile birlikte insandan beklenen temel nitelik “karar alma” olacak. Ancak makinelerin ciddi miktarda veriyle beslendikleri halde almakta tereddüt ettikleri kararları alabilecek bir nitelikten bahsediyoruz. Bu nitelikte bir insan kaynağını yetiştirebilecek miyiz? Bu soru bizi çok daha basit başka bir soruya götürüyor: Günümüzde bir şekilde iş bulup evine ekmek götüren lise mezunu vatandaşlarımız yapay zekanın yaygınlaştığı bir coğrafyada iş bulabilecekler mi?

Batılı ülkeler şu an “küresel asgari gelir” adı altında, iş bulamayan herkese maaş bağlama temelinde bir yaklaşıma doğru gidiyorlar. Hatta bir-iki ülkede bunun uygulamaları başladı bile. Herşeyi ekonomi rakamlarına indirgemeye meraklı batılılara göre bir kişiyi asgari şekilde beslemenin maliyeti, bu kişiye uzun yıllar boyu eğitim vermekten daha ucuza geliyor. Hem günümüz dünyasında eğitim vermek riskli, en nitelikli eğitimleri de verseniz iş garantisi veremiyorsunuz. Şimdi verseniz bile birkaç yıl sonrasını tahmin edemiyorsunuz. Bu yüzden batılı devletlere göre çok sınırlı sayıda kişinin üretici olduğu ve üretime katkısı oranında gelir elde ettiği, geriye kalan herkesin asgari gelirle işsiz bir şekilde hayatını idame ettirdiği bir dünya yegane çözüm olarak öne çıkmış görünüyor. Bilmem bu tablo size Mısır firavunlarını ve etraflarındaki karın tokluğuna çalışan köleleri hatırlattı mı?

Çözüm üretmeden sadece tespitle yetinmek istemediğim için aklıma gelen bazı kısmi çözümlere değinmek isterim. Ayrıca isterim ki çözüm önerileri “eğitim şart” gibi muğlak, herkesçe bilinen ve harekete geçirmeyen cinsten olmasın. Bu çerçevede ilk etapta aklıma gelen öneriler şunlar:

  • Rekabet edebileceğimiz öncelikli teknoloji alanlarını somut verilerle ortaya çıkararak devletin ar-ge desteklerini buralara odaklayalım. Sektörün maliyet-etkin şekilde ar-ge yapamadığı, uzun vadede sonuç alınabilecek konularda TÜBİTAK’ın bizzat desteğini alalım. Böyle yaparken TÜBİTAK’ın sektöre alternatif değil, tamamlayıcı ve destekleyici olması için gerekli tedbirleri alalım.
  • Üreticimizin yurtdışı ile rekabeti gitgide daha da zorlaşacağı için hem vergi, hem de rehberlik anlamında üreticimize destek olalım. Özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin teknolojiyi yakından takip etmesi zor olacağından bu alanda rehberlik ve danışmanlık faaliyetleri yürütelim.
  • Kayıtsız şartsız tüm girişimlere devlet desteği vermek yerine girişimlerin daha yakından takip edildiği ve desteklerin başarılı sonuçlar gözlendikçe kademeli olarak arttığı, daha odaklı destekler verelim.
  • Bilgisayarlar bizden çok daha etkin şekilde verileri ezberler ve zamanı geldiğinde hatırlar. Öğrencilerin kafasını bir google aramasıyla cevabını verebileceğimiz sorular ve bunların cevaplarıyla doldurmayalım. Ezberci eğitime zorlayan müfredatımızı sorgulatan ve karar almayı kolaylaştıran bir müfredatla değiştirelim. Yakın geleceğin ayırt edici niteliklerinin yaratıcılık ve hızlı karar alma olduğunu hatırda tutalım.
  • Biraz araştırmayla önümüzdeki birkaç yıl içerisinde tamamen ortadan kalkacağını öğrenebileceğimiz mesleklere çocuklarımızı göndermeyelim. Bu tür meslekleri yakın geleceğin ihtiyaçları doğrultusunda güncelleyebiliyorsak bunu yapalım, yoksa bu bölümleri tamamen kapatalım.
  • Üniversitelere verilen devlet desteğini proje bazlı hale getirerek aynen firmalara verilen proje desteklerine benzer şekilde üniversitelerin de sonuç odaklı ar-ge faaliyetleri yürütmesine zemin hazırlayalım. Üniversiteler tarafından sunulacak projelerde özel sektör paydaşlarının katılım oranını önemli bir kriter olarak değerlendirelim.
  • YÖK’ü etkinleştirerek hangi bölümden yakın gelecekte kaç kişiye ihtiyaç olacağını tahminlemesini ve üniversiteleri bu doğrultuda yönlendirmesini sağlayalım (bu önerinin gerçekleşme ihtimali yok denecek kadar az, ancak bütünlük bozulmasın diye yazıyorum).

Sonuç olarak, batılı ülkelerle aramızdaki uçurum ciddi şekilde açılmış durumda ve önü alınamaz noktaya gelmeden ciddi önlemler almak gerekiyor. Yukarıda bazı örneklerini verdiğim iyileştirme önerilerinin hayata geçmesinin çok ama çok zor olduğunun farkındayım. Durum çok zor değil aslında ama durumu zorlaştıran şey karar alma noktasındaki pek çok insanın bu konularda bir girişimde bulunmak yerine kendimi nasıl kurtarırım derdine düşmüş olması. Acı ama gerçek ne yazık ki bu. Umuyorum bu kafa yapısından çıkıp ülkeyi ön plana alacak şekilde bir anlayışa doğru gideriz. Yoksa bu ülke batarsa bundan hep birlikte zarar göreceğiz, burası kesin.

Yorum Yapın