Dijital Dönüşüm Ofisi e-Devlet Özelinde Hangi Faaliyetleri Yürütmeli?

Ülkemizde uzun süredir dile getirilen bir husus, bilişim alanındaki çalışmaların bütüncül bir yaklaşımla ele alınmıyor olmasıydı. Başkanlık sistemiyle beraber kurulan Dijital Dönüşüm Ofisi bu anlamda çok önemli bir temel ortaya koymuş oldu. Bilişim alanında yürütülen çalışmalar kurumlara etkin müdahale ve yönlendirme gerektirdiği için, kurumlar arası koordinasyonu ve hatta bazı mevzuat düzenlemelerini de zorunlu kıldığı için bu işlerin bakanlık seviyesinden daha üst bir seviyede ele alınmaya başlanmasının ülkemiz için çok önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Dijital Dönüşüm Ofisi devlet, sektör ve genel anlamda toplumun dijital anlamda bütünleşmesi vizyonuna sahip olacak şüphesiz. Bu vizyon çok geniş bir yelpazede icraat gerektiriyor. Ancak benim uzmanlığım kamuya odaklandığı için Dijital Dönüşüm Ofisinin e-devlet odağında hangi faaliyetleri yürütmesi gerektiğine ilişkin düşüncelerimi yazmak istiyorum.

Bilindiği üzere e-devlet oldukça yatay bir konu. Teknik uzmanlığın yanı sıra ekonomi, yönetim, sosyoloji, hukuk, hatta psikoloji bile e-devlet projelerinin başarısında kilit önemde olan branşlardan. Dijital Dönüşüm Ofisinin her şeyden önce bu yataylığı uzmanlık seviyesinde sağlaması lazım. Dijital Dönüşüm Ofisinin ister istemez bazı operasyonel faaliyetler de yürütmek zorunda kalacağını tahmin ediyorum, ancak tamamen operasyonel bir birim olması doğru olmaz. e-Devletin bütün alanlarında yol gösterici bir birim olarak düşünürsek dünyada ne olup bittiğinin akademik çalışmalar da dahil olmak üzere burada yoğruluyor olması gerekir. Aksi halde yurtdışında yıllar önce başlatılmış faydalı girişimler ülkemizde bazı kurumlarda bir miktar yol alındıktan sonra politika olarak benimsenmeye başlanabilir, ki bu vakit kaybı anlamına gelir. Bunun yerine dünyanın iyi örneklerini anlık olarak takip ve analiz edecek, çalışma grupları oluşturarak milli bir pozisyon belirleyecek bir yapı oluşturulmalı. Bu yapıda katılımcılık çok önemli. Aksi halde bu kadar hızlı değişen bir dünyada bütün değişiklikleri etkin bir şekilde takip edip ülkemize uyarlayabilmemiz mümkün olmaz.

Dijital Dönüşüm Ofisi günün sonunda bir amaca ulaşmak için hizmet veriyor ve bu amaç da temelde kamunun, genelde ise ülkenin dijital dünyanın nimetlerinden azami derecede istifade edebilmesi. Kamu, üniversiteler, özel sektör ve vatandaşlar, her birisi denklemin bir parçası ve bu paydaşların her biri için ayrı politikalar gerekli. Temel bir vizyon çerçevesinde belirlenecek politikalar ölçülebilir performans hedefleri ile takip edilmeli. Ancak bu takip ülkenin bilişim alanındaki tüm strateji belgeleri ve eylem planlarıyla bütüncül bir hüviyete sahip olmalı ve mutlaka “anlık” olarak yapılmalı. Bu amaçla geliştirilecek bir bilişim sistemi ilgili paydaşlardan gerekli verileri anlık olarak alıp ülkemizin e-devletteki mevcut durumunu anlık olarak raporlayabilir. Bu sistem bilişim projelerinin fiziki gerçekleşme durumlarını ve farklı bilişim sistemleri arasındaki entegrasyon hedeflerini anlık olarak takip edebilir. Mevcudu tam olarak bilmek, ileriki adımları nereye ve nasıl atacağımız konusunda bize çok kilit ipuçları verecektir. Tam olarak nerede olduğunu bilmeyen bir insanın nereye gideceğini bilmesi de mümkün olmaz.

Kamuda işler projelerle yürür ve projeler çok küçük idame projelerinden kamu geneline yaygınlaşacak büyük çaplı projelere kadar geniş bir yelpazede ele alınabilir. Projelerin fikir aşamasında iki farklı süreç söz konusu olabilir. Projelerin kamu kurumlarında planlanıp merkezde değerlendirildiği reaktif bir süreçle ülkemizin e-devletinin temel direklerini ayağa kaldıracak bileşenlerin ilgili kamu kurumlarını görevlendirmek suretiyle hayata geçirilmesi süreci. Bu iki yaklaşımın her biri diğerinden daha önemli değil ve iki yaklaşımın bir harmoniyle bir arada yürütülmesi gerekiyor.

Kamu projelerine ilişkin bir kabul yapalım: Tüm projeler eşit önemde değil. Bir projeye ayırdığımız vakit ülkenin e-devletini bir adım ötesine taşırken, bir başkası için çabamız bir miktar maliyet tasarrufuyla sınırlı kalabilir. Öyleyse Dijital Dönüşüm Ofisi ele alacağı projeleri ölçeklendirmeli, önceliklendirmeli ve en önemli projeleri ayrı bir süreçten geçirmelidir. Örneğin kamu net tüm kamunun güvenliğini sağlama potansiyeline sahip merkezi bir proje. Benzer şekilde bulut belediye tüm belediyelerin bilişimle tanışmanın da ötesinde “evlenmesi” anlamına gelecek. Bu tür projelere ayrılan az vakit de çok kıymetli. Hele de çok vakit ayrılabilirse daha da iyi olur. Dijital Dönüşüm Ofisinin ülke açısından çok önemli bazı projeleri bizzat yürütmesi bile faydalı olabilir, bazı diğer önemli projeleri yakından takip edebilir, kamu genelinde yürütülen benzer projeler için ise bizzat mesai harcamak yerine etkin geri bildirim mekanizmalarını kurduktan sonra genel usul ve esas belirlemeyi tercih edebilir. Böylelikle yönetim kademesindeki insan kaynağı verimli kullanılmış olacaktır.

Kamu projelerinin yürütülmesinde en önemli husus şüphesiz insan kaynağı. TODAİE’deki e-devlet merkezi geçtiğimiz yıllarda kapatıldı ve halen kamu personeline sürekli eğitim desteği verecek nitelikli bir birim bulunmuyor. Eğitimin diğer ayağı da üniversiteler ve maalesef kamu-üniversite ve üniversite-özel sektör arasında kalın duvarlar var. Bu ülkemizin daha genel bir sorunu olsa da bu yazı kapsamında bilişim odağında ele alacağım. Bazen çok nitelikli doktora çalışmalarına denk geliyorum, bundan neredeyse 8-10 yıl önce yazılmış ancak tezin doğrudan faydalanıcısı olan kişilerin bu tezin varlığından haberi yok. Bu doktora çalışması ülkemizin bir kaynağıdır ve ilgilisine ulaştırılamadığında büyük ölçüde heba olmuş oluyor. Tabi bu çalışmaların sahipleri bazen danışmanlık yaparak birikimlerini kamuya aktarabiliyorlar ama bu sınırlı bir imkan ve maalesef çoğu kamu kurumu tarafından etkin kullanılmıyor. Öncelikle kamu personelinin eğitim ihtiyacının değerlendirilip TÜBİTAK YTE ya da eşdeğer bir kuruluşa eğitim görevi verilerek personelin sürekli eğitimi sağlanabilir. Eğitim mekanı için bir üniversiteyle anlaşılması mümkün.

Bilişim alanında insan kaynağı denilince akla gelen konulardan biri de birçok alt uzmanlık alanında insan kaynağının yetersiz oluşu. Bunun yol açacağı dezavantajı ortadan kaldırmak için özellikle siber güvenlik, büyük veri gibi az sayıda olan nitelikli uzmanın hareket kabiliyetini artırarak bu kişileri kurum personeli değil de kamu genelinde faaliyet yürüten “proje personeli” olarak görmekte fayda var. Bu kişiler önemli ulusal projelerde bizzat teknik iş yürütebileceği gibi ihtiyaç duyan kamu kurumlarına danışmanlık desteği de verebilir. Dijital Dönüşüm Ofisi bu konuda kamu kurumları ile bilişim uzmanları arasında bir nevi kapı görevi görmeli. Eğer bugünün dünyasında bilişimden etkin bir şekilde faydalanmak istiyorsak bu yaklaşım bir opsiyon değil, temel zorunluluklardan birisi.

İnsan kaynağının üniversitelerle ilgili olan kısmı daha karmaşık bir durum arz ediyor ve çözülmesi nispeten daha uzun ve zorlu bir süreç gerektiriyor. Bilişime özel olan bir husus uzmanlığın çok fazla dallanmış olması. Yazılım, güvenlik, dağıtık altyapı, veritabanı, sunucu yönetimi, dağıtık altyapı yönetimi, büyük veri, nesnelerin interneti hemen aklıma gelen bazı branşlar. Bu branşlardan birinde çok iyi olmak diğerlerinde de iyi olmayı gerektirmiyor. Örneğin çok iyi bir yazılımcı güvenlikten hiç anlamıyor olabilir. Sunucu yönetiminden sorumlu biri çok az yazılım bilgisiyle bu işi yapabilir. Öyleyse birinci meselemiz şu: bilişimle alakalı lisans bölümlerinde dört yıl boyunca neredeyse hiçbir spesifik uzmanlığa yönlendirme yapmamak ve herkesi genel bir eğitimden geçirmek doğru mu? Eğer yanlışsa, ki bence yanlış, o halde ya belirli uzmanlıklara odaklı bölümlere ağırlık vermek ya da bilgisayar mühendisliği bölümlerinin son yıllarında öğrencilere kendilerini özelleştirme imkanı vermek gerekiyor. Aksi halde kamu aldığı personeli etkin kullanamıyor. Konuyu Dijital Dönüşüm Ofisine bağlayacak olursak, iki ayrı politika çıkabilir buradan: Üniversitelerin özelleşmiş programlara doğru teşvik edilmesi ve kamuda personel alımında sertifikasyon yaklaşımının ağırlık kazanması. Bu belki temel kabulümüz olan “ilgili bölümden lisans mezuniyeti” algısının da yavaş yavaş kırılmasına doğru gidebilir ve bence gitmelidir de.

Bazen bir bilişim sistemi hayata geçirilirken önemli bir tecrübe sürecinden geçiliyor. Kurum bazında yeni teknolojiler denenerek tercihler yapılıyor, alternatif çözümler masaya yatırılıyor, bazen pilot uygulamalar yapılarak kıymetli detaylara vakıf olunuyor. Ancak sorun bu tecrübelerin kurumsal, hatta bazen bireysel bazda kalıyor olması. Söz gelimi bir kurum bir alana yönelik sorununu çözüp başka sorunlarla ilgilenmeye başladığında başka kurumlar zaten çözülmüş olan bu sorunu çözmek için mesai harcamaya başlıyor. Bunu engellemenin yolu bilgiyi kalıcı, yani kayıtlı hale getirmek. Kayıtlı hale gelen bilginin de ilgili taraflara hızlıca duyurulmasını sağlayacak portal benzeri bir teknik altyapı kurulursa kurumlar aynı tecrübeleri sil baştan elde etmek zorunda kalmaz ve devletin bilişim yönetim anlayışında kalıcılık tesis edilmiş olur. Bunun Dijital Dönüşüm Ofisine yansıması bilişim alanında kamu tecrübesinin akışkanlığını ve kalıcılığını sağlaması olabilir. Örnek olarak konu bazında iyi uygulamalar rehberi, konu bazında başarılı kurumların ön plana çıkarılacağı yarışma ve etkinlikler verilebilir. Zaten az olan insan kaynağımızı aynı tecrübeleri yeniden elde etmek için harcama lüksümüz maalesef bulunmuyor.

Standartlara oldum olası meyilliyimdir. Bir işin iyi yapılmış olması her zaman iyi yapılacağı anlamına gelmez. Ancak bir işin standardını ortaya koyunca artık çıtanızı oraya temelli bir şekilde koymuş oluyorsunuz. Standartlar ayrıca kişi bağımlılığını da azaltarak işin kalitesinden emin olunmasını sağlıyor. Ancak söylemi kolay olan bu işi doğru bir şekilde hayata geçirmek çok da kolay değil. Ülkemiz için bilişim ve standart denklemindeki temel zorluk bana göre batılı iş tarzına göre hazırlanmış standartların olduğu gibi alınarak uygulanmaya çalışılması. Uluslararası rekabet için bu uzun vadeli hedef olarak belirlenecekse bile, ilk etapta ara kademe yerel standartlara ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Standartlar milli bir bakış açısıyla desteklenmeli, ki bütün batılı ülkeler vakti zamanında bu süreci böyle işlettiler. Konu bazında yerel firmaların sayısı ve nitelik durumu dikkate alınarak onların en fazla fayda göreceği ve doğal bir geçiş süreciyle kendilerini bir adım ileriye taşıyacakları bir zorluğa sahip olmalı standartlar. Aksi halde yerel sektörün gelişimine de, etkin rekabete de ket vurmuş oluruz. Küçük işletmeler de mutlaka denklemde yer almalı, ki genelde yurtdışından olduğu gibi ithal edilen standartları uygulayabilmek için ilk şart, doğrudan söylenmese de, “küçük bir işletme olmamak” oluyor. Uzun lafın kısası, standartlaşma alanında milli bir bakış açısıyla yapılabilecek çok şey var ve Dijital Dönüşüm Ofisi bu işlerin her zaman merkezinde yer almalı. Tüm sektörü topyekün ilerletmenin en etkili ilacının bu olduğunu düşünüyorum şahsen.

Yazıda paragraflar halinde açıklamaya çalıştığım görevleri maddeler halinde özetlemek gerekirse, Dijital Dönüşüm Ofisinin “hayalimdeki” görevlerini aşağıdaki gibi sıralayabilirim. Birimde görev alacak insan sayısına göre bunları bizzat yürütebileceği gibi ilgili kuruluşları görevlendirmek suretiyle de yapabilir.

  • Etkin çalışma için gerek sürekli, gerekse geçici görevlendirme ya da çalışma grubu yoluyla ilgili tüm branşlardan yatay bir uzmanlık havuzu oluşturmak,
  • İlgi alanına giren konularda uluslararası çalışmaları yakından takip etmek, ulusal ölçekte de akademisyenlerle yakın ilişki içinde olmak,
  • Belirli bir sistematik dahilinde ve belirlenen vizyon çerçevesinde politikalar belirlemek, ulusal ölçekte ilgili strateji ve eylem planlarını bu politikalar çerçevesinde bir bilgi sistemi yardımıyla anlık olarak izlemek, gerektiğinde müdahale ve yönlendirmelerde bulunmak,
  • Gerektiğinde ulusal ölçekte projelerin hayata geçirilmesine bizzat öncülük etmek, kurumlar arası koordinasyonu sağlayarak görev paylaşımı yapmak,
  • Kamu kurumlarında yürütülen e-devlet projelerini belirli bir sistematik dahilinde ölçeklendirmek ve öncelikli projelere daha fazla zaman ayrılacak şekilde bir vakit planlaması yaparak tüm projeleri belirlenen sistematiğe göre takip etmek,
  • Bilişim alanında kamu personelinin sürekli eğitimi için sorumlu kuruluşları tespit ederek temel usul ve esasları belirlemek,
  • Çalışma alanına giren konularda ulusal akademik bilginin bir noktada toplanmasını sağlayacak gerekli bilişim altyapısını oluşturmak, bu alanda çalışan akademisyenleri koordine etmek, gerekli görülen alanlarda akademik çalışmalara ya da süreli yayınlara öncülük etmek,
  • Bilişim alanında faaliyet gösteren personeli öncelikle tespit ederek hareketliliğini sağlayacak bir mekanizma oluşturmak,
  • Ülke genelinde bilişim alanında ihtiyaç duyulan uzmanlık alanlarına ilişkin açılan lisans ve lisanüstü bölümleri akredite edecek usul ve esasları belirlemek ya da buna ilişkin ilgili bir kuruluşa görev vermek,
  • Bilişim alanında konu bazlı nitelik ölçümlemesi yapmak, bu amaçla sertifikasyon ve muhadil nitelik tespit araçlarının meslek gruplarına göre doğrudan kullanılmasını ya da uyarlanmasını sağlayacak bir mekanizma geliştirmek,
  • Bilişim alanında tecrübelerin birikimini sağlayacak, bu alanda çalışan kamu personelinin tecrübe paylaşımına destek verecek bilişim sistemlerini ve diğer altyapıları oluşturmak / oluşturulmasına ön ayak olmak,
  • Bilişim standartlarını konu bazında analiz ederek bunların uygun olanlarının kamuda yaygınlaşmasını, uygun standart bulunamadığında ulusal ölçekte üretilmesini sağlamak.

Ülkemizin e-devletin faydalı yönlerinden azami derecede istifade etmesi dileklerimle.

Yorum Yapın