Kapitalizm Körlüğü

Bu hafta derste hocam dedi ki, eskiden köylerde köyün delisi olurdu ve kimse dışlamadan ona yardım eder, yiyecek bir şeyler verip gönderirdi. Bundan yüksünmezlerdi. Yani kimseye faydası dokunmayan bir deliye de hayat hakkı, doyma hakkı tanınırdı. Bu kişi de insan olarak muhatap alınırdı. 15-20 yıl süren işçi-işveren ilişkileri son derece yaygındı. Çünkü insanlar hedefleri için insanları değil, insanlar için hedeflerini değiştirebilirdi. Yani hedeflerimizi diğer insanların önüne koyacak kadar bencilleşmemiştik. Kapitalizm bu ruhtan ve anlayıştan tamamıyla bihaber. Paraya tapılan bu dinde parasal ya da menfaat karşılığı olmayan şeyleri yapmazsınız. Kendinizi ve kariyerinizi ön planda tutarak yaşarsınız. Kariyerinize yardım ettiği sürece bir işverene sadık kalır, arkadaşlarınızı da kariyerinize göre seçersiniz. Daha iyi çalışan birini bulduğunuzda eski çalışanınıza yol vermek en doğal hakkınızdır. O ana kadar firmanıza ne kadar katkısı olduğu sizi pek ilgilendirmez. Onun çocuklarına götüreceği ekmek de sizi ilgilendirmez. Çünkü yeterince makineleşemediği için bu türden bir karşılığı hak etmiştir. Bir işi yapacak çok sayıda insan varsa o işin ücretini düşürür, mevcut çalışanınız kabul etmezse hemen yerine başkasını alırsınız. İflas eden ise anında satılır, ne yapalım akıllı davransaydı, denir. Gece gündüz demeden getirisi daha fazla diye makineleri insanlaştırıp insanları işten çıkarmak için didiniriz. Garibim ekonomistler de piyasa şartları, arz-talep dengesi uğraşır durur. Bir şey arz-talep dengesindeyse herşey normal ve ahlakidir. Biz bu dünyaya diğerlerinden daha akıllı ve bilgili olma yarışı için mi geldik? İnsan mıyız, yoksa yarış atı mı? Bu denli kör oluşumuzun bedelini mükemmel olanlarımızın harika işler bulabildiği ve diğer herkesin işsiz bir şekilde yaşadıkları süslü hayatı uzaktan izlediği bir ortamda hayat sürerek ödeyeceğiz. Mevcut gidişatla bundan başka bir gelecek öngöremiyorum maalesef.

Yorum Yapın