Kitap okumak neyi okumaktır?

Çok kitap okumak moda haline geleli beri insanlar hızlı okuma tekniklerini de işin içine katarak bir kitabı ne kadar kısa sürede okurlarsa o kadar mutlu olmaya başladı. Her ay bir kitap okuyup yılı 12 kitapla bitiren insanlara rastlamışsınızdır. Hatta bunun çok daha ötesine geçenler de var. Kitap okumak elbette okumamaya nazaran çok iyidir. Ancak kitabın hayatımızdaki rolünü iyi tespit edebilirsek ondan istifademiz daha fazla olacaktır. Biraz açmak gerekirse, kitap okumak bir araçtır. Onu kendi başına bir amaç haline dönüştürmememiz gerekiyor. Peki kitap okumak neyin amacı? Bu soruya çok farklı cevaplar verilebilir. Ancak okumayı hayat felsefesi haline getirmiş insanların gözünden konuya bakarsak, okumak hayatı daha iyi yorumlamanın bir aracı. Şimdi de bu aracı doğru bir şekilde kullanabiliyor muyuz, ona bakalım.

Bir kitabı okumaya başladığımızda, eğer kitabı doğru seçmişsek, zihnimizde bir açılım oluşur. Bu açılımı takip ettiğimizde, kitap bizi bir yere götürmeye çalışıyordur aslında. Ancak kitap bitsin diye aceleci tavrımız, esrarengiz bir bahçenin içinden var gücümüzle koşmamız gibidir. Etraftaki esrarengizlikten fazla nasip alamadan zihnimize boca edilmiş bazı renk cümbüşleri kalmıştır aklımızda. Oysa kitap bir yolcudur. Yolculuğun bazı bölümleri sarp dağlara rastlıyorsa buraları daha temkinli ve yavaş kat etmemiz gerekir. Bazı bölümleri ise çok hızlı geçebiliriz. Bazen okuduğumuz zihnimizin en merkezine oturuverir, orada bir şeyleri değiştirmeye çalışır. Biz buna aldırmayıp okumaya devam edersek işini tamamlayamadan gerisin geri çıkıverir. Böyle anlarda yapılabilecek en iyi şey kitabın kapağını kapatıp kitabın zihnimizdeki izini takip etmek olur. Eğer bilgiden maksat bir yarışma programına katılıp büyük ödülün sahibi olmak değilse aceleci bir okuma bizi amaca götürmez.

Kitap yol arkadaşımızdır, dedik. Bir an önce bitirip kenara koymamızdan hoşlanmaz. Onu derinlemesine inceleyelim ister. Notlar alalım ve bu notlar üzerinden ilave analizler yapalım ister. Buna literatürde bilgi işçiliği diyoruz. Yapısı itibarıyla madenciliğe çok benziyor. Yüzeye yakın kısımdaysanız (yeni başlayan okuyucu) belki maden sayısı fazladır ama değeri azdır. Bu safhada belki öğrenilen her bilgi yenidir. Okumalar yavaş ve çoğu zaman sancılı olur. Değeri azdır, dedim, yeni bilgi her zaman değerlidir, ancak derinlerdeki bilgiye kıyasla değeri az olabilir. Karşılaşılan her yeni bilgi ufak bir pencereden yeni bir odaya açılır. Bu odalar da gezilirse etraflı bir seyahat yapılmış olabilir. Yoksa Topkapı Sarayının bahçesi gezilip dönülmüş gibi olur. İşçilik yaptığımız alanda derinlere indikçe (tecrübeli okuyucu) belki günlerce kazıp bir-iki kıymetli madene ulaşırız. Ancak bunlar da paha biçilmezdir ve harcadığımız emeğe değecektir. Ustalaştığımız için kazmayı nereye sallayacağımızı daha iyi biliriz artık. Paylaşılmaya en fazla değecek bilgiler, derinlerden, uzun zahmetler çekerek elde ettiğimiz bu tür bilgiler olur.

Yukarıda kabaca yazdığım sürecin beklendiği gibi işlemesi çok temel bir varsayıma dayanıyor: Doğru kitabın tespit edilmiş olması. Tespit ettiğimiz kitap doğru değilse çok çalışır, az yol alırız. Kitap en doğru tercih değilse de en azından doğru yolda giden bir kitap olsun, yoksa kitap bizi öyle bir yola sokar ki zihnimizi belirli bir kalıba sokarsa geri dönüşü çok zahmetli olabilir. Bu durum madencilikte çorak arazide maden aramak gibi olur. Vaktimiz, emeğimiz boşa gider. Zihnimizin yanlış/gereksiz bilgiyle dolu olması, boş olmasından daha vahimdir. Hele çok şey bildiğimizi düşündüğümüz ama aslında kayda değer bir şey bilmediğimiz dönemece girdiysek, geçmiş olsun. Bilmediğini bilmeyene kimse yardım edemez.

Peki doğru kitabı nasıl tespit edeceğiz? Doğru kitabın tespit edilebilmesi, öncelikle bizi doğru kitaplarla tanıştırabilecek doğru kişilerin tespit edilebilmesine bağlı. Doğru kişileri bulduğumuzda işimiz oldukça kolaylaşacak. Tıpkı madencilerin madenin bol olduğu yeri daha tecrübeli kişilerden öğrenmesi gibi. Her insan kendi içinde bir derya olduğu için bazen bir büyüğümüzün tavsiyesi bize bütünüyle hitap etmeyebilir. Ancak bu süreci yeterince işlettiğimizde ve danışacağımız kişileri doğru seçtiğimizde doğru yoldayız demektir. Bu işin zahmetli olduğunu bilmemiz gerekir. Eğer ardına düştüğümüz bilgi birkaç google aramasından ulaşılabilecek bir bilgi değilse daha çok yolumuzun olduğunu baştan kabullenmemiz lazım. Bu süreçte, azmin elinden hiçbir şeyin kurtulamayacağını ve azimden de önce bir hayal sahibi olmamız gerektiğini hatırda tutmamız bize yardımcı olacaktır. Yeter ki az da olsa yanan bir meşalemiz olsun, kitaplar o meşaleyi sonuna kadar yakmasını bilecek, önce bizi sonra etrafımızdakileri aydınlatacaktır. Şunu da belirtmeden geçmeyelim, meşaleyi yakan tek şey, ve tek gerçeklik, kitap okumak değil elbette. Bazı meşaleler kitapla, bazıları aşkla, bazıları başka şekillerde, bazıları bunların bir bileşimi ile yanabilir… Aslolan yanmaktır, deyip sözü de daha fazla uzatmayalım…

Yorum Yapın